•  

  • Ma ve Pa’nin devri alem maceralari.

2nd September 2008

SAMOA

gezelim_gorelim_samoa_tr by you.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

31st August 2008

Usa – LOS ANGELES

Disney centerSan Francisco’dan kalkan Greyhound otobüsü uzun gece yolculuğu sonunda Los Angeles’e sabah erken saatlerde ulaşıyor. Downtown’ın tam orta yerinde çok da kullanışlı ve anlaşılır olmayan mimarisi ile dikkat çeken “The Westin Bonaventure Hotel” e yerleşiliyor. Gece yolculuğunun sebep olduğu yorgunluk kısa bir öğle uykusu ile giderilmeye çalışılıyor. Öğleden sonra downtown ve civarında kısa bir ısınma turu atılıyor. Gökdelenlerin gölgesindeki tarihi downtown, eski pazar, vakti ile yokuş sevmiyenler için yapılmış gereksiz kısalıktaki teleferik Angel’s Fire, garip mimari yapısı ile ilgili çekici inşaası devam eden katedral, Staples Center ve Disney Music Hall gibi kayda değer yerler ziyaret ediliyor. Amy’nin aile dostları Jim ve Sandra Kohn’ların misafiri olarak şu anda şık bir restorant olan eski itfaiye binasına akşam yemeğine gidiliyor ve ertesi gün yapılması planlanan tur için program yapılıyor.

Jim ve Sandra tarafından ertesi sabah otelden alınıyoruz. Önce evlerine gidiliyor şehirde biraz tur atılarak. Daha sonra Los Angeles’ın ünlü modern sanat müzesi “Getty Museum” ziyaret ediliyor. Ardından geniş bir meydan etrafında kurulmuş Los Angeles’lıların tercih ettiği şık alışveriş merkezi “The Grove” a uğranıyor. Cumartesi olması sebebiyle oldukça dolu olan meydanın orta yerindeki konseri çimlere uzanarak izlemekte insanlar. Yürümeye devam ediliyor ve hemen arka sokaktaki zengin meyve ve sebze tezgahları, farklı yemek seçenekleri ile küçük cafe ve restorantları, şarküterileri ve cezbedici pastahaneleri ile tarihi “Farmer’s Market” daha büyük bir keyifle geziliyor.

Los Angeles’a gelip de Hollywood’a gitmemek olur mu? Olmaz. Jim ve Sandra bizi Holywood’a bırakıyor. Değişik film kahramını köstümleri ile gösteri yapanlar, sokak şarkıcıları, pandomimciler ve farklı görünmek isteyen sayısız insanla dolu, uzun “Hollywood Street” boyunca yürünüyor, yıldızları seyrederek, ayaklarımız önünde sıralanan. Yemek öncesi “Grauman’s Chinese Theatre” ve hemen girişindeki ünlü Hollywood yıldızlarının taşlaşmış el ve ayak izlerine yakından bakılıyor. “The Stone Cold Creamery” den alınan lezzet külahları çok da uzun olmayan Hollywood gezimizin tatlı bitişi.

Yine şanslıyız… Çünkü bu haftasonu geleneksel “Long Beach Blues Festival”inin 29. cusu düzenlenmekte. The Blues is allrightPazar günü dolu dolu blues ile değerlendirilecek. Metro ile Long Beach’e ulaşılıyor. Konser sahile yakın büyük alanda düzenlenmekte. Yol üzerinde Hawaii “E Hula Mau” haftası etkinliklerine rastlanıyor. Hediyelik eşya satıcıları, yerel Hawaii yemekleri ve sahnede çalan Hawaii müziklerine Hula dansı yaparak eşlik eden dansçılar güzel bir sürpriz. “Long Beach Blues Fest”in bugünkü konukları “Anna Popovich”, ” Eddie Floyd”, “ Joe Lewis Walker”, “ Booker T Jones”, “ Charlie Musselwhite” ve “Taj Mahal”. Küçük sahne ise Los Angeles’ın yetenekli yerel blues grup ve sanatçılarına ayrılmış. Birbirinden keyifli konsere tanıklık edilen uzun pazar günü boyunca en etkili olanı şüphesiz “Charlie Musselwhite” ın performansı.
Los Angeles’taki bir diğer gün Amy’nin New Orleans’tan Türk arkadaşı Işıl ve eşi Grant ile geçiriliyor. Hep birlikte “Santa Monica” ya gidiliyor. Los Angeles’ın bir nevi sayfiye yeri sayılan Santa Monica’nın sahilinde, bol mağazalı sokaklarında dolaşılıyor ve yemek yeniyor.

Los Angeles Downtown’da bahsedilmeden gethe FOOD!çilemeyecek bir yer var ki o da “Original Pantry Cafe”. 1924 yılında kurulan “Dinner” tarzı geleneksel Amerikan cafe- restorantı açıldığı günden bu güne hiç kapanmamış (Şehrin yaşadığı deprem, ayaklanma ve elektrik kesintileri dahil). 24 saat servis veren “Pantry Cafe” kapılarında kilit yok. Sabah kahvaltıları için tercih ettiğimiz Cafe’de çok uzun sıra beklemeniz gerekmekte. Amy bar da yiyebilmek için beklenen sıranın daha kısa olduğunu fark ediyor ve işimizi kolaylaştırıyor. Tercih edilen tüm yemekler çok lezzetli ve fiyatları uygun. Ama bir kişi için servis edilen porsiyon, 4 kişilik bir Türk ailesini doyuracak büyüklükte.

Los Angeles’te geçirilen 5 günün ardından Pasifik seyahatine hazır hissediliyor. Yol için gerekli tüm ihtiyaçlar tamamlanarak son kontroller yapılıyor ve çantalar hazırlanıyor. Samoa uçağına yetişmek üzere havaalanına doğru yola çıkılıyor.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

21st August 2008

Usa – SAN FRANCISCO

Steps

Belkide San Francisco için yazılmış bir şiir!
YOKUŞ

Öteki dünyada akşam vakitleri
Fabrikamızın paydos saatinde
Bizi evlerimize götürecek olan yol
Böyle yokuş değilse eğer
Ölüm hiç de fena bir şey değil.
Orhan Veli Kanık

Upuzun bir otobüs yolculuğundan sonra varılıyor San Francisco’ya. Erken davranıp tren ile gelinemediğine pişman bir şekilde. Neyseki işten erken çıkarak bizi karşılayan Josh (Amy’nin erkek kardeşi) yorgunluğumuzu biraz da olsa azaltıyor.
Otuz ve üzeri yaştaki Türklerin bir çoğunun “San Francisco Sokakları” dizisinden de hatırlayabileceği gibi San Francisco’nun geneli hala yokuş. Herhangi bir değişiklik yok, o zaman neyse şimdi de o. Ama yürüyerek dolaşmak için ağustos ayının bu son günleri en elverişli zaman. Josh’ın kitaplığında bulunan “San Francisco Merdivenleri ve Yürüyüş Turları” kitabının da yardımı ile ikinci güne hızlı bir şekilde başlanıyor.
Dolu dolu turistik bir San Francisco günü; Lombardi
Golden Gate Park ve Okyanus’un buluştuğu bölgedeki Josh’ın evinden MUNI raylı sistemi ile downtown’a iniliyor. Yürüyerek China Town sokaklarından geçilip Little Italy’de kısa bir öğle yemeği molası veriliyor. Çünkü ardından “Coit Tower” a ulaşmak için çıkılacak dik merdivenlere hazırlıklı olmak gerek. Coit Tower, şehrin en yüksek noktalarından biri olan “Telegraph Tepesine” 1933 yılında dönemin varlıklı ailelerinden Coit’lerin itfaiyeci olmak isteyen kızı Lilly’nin yardımları ile yapılmış San Francisco’nun simgelerinden biri. Bu sefer başka merdivenler takip edilerek deniz kenarına iniliyor. Pier 39’u uzun zamandır mesken tutan ve kendileri Pa tells Ma all about itiçin yapılmış platformlarda dinlenen deniz aslanlarını izlemek için uzun bir ara veriliyor (başka bir San Francisco simgesi). Yürümeye devam, turistik “Fisherman’s wharf” dan meşhur çikolata markası Ghiradelli’nin Cafesine varılıyor. Burada içilen nefis sıcak çikolataların verdiği enerji ile nefes kesen yokuşlar çıkılarak kentin en enteresan sokağı Lombardi Street’e ulaşılıyor. Klasik evleri, yılan gibi kıvrımlı parke yolu ve yolun etrafını süsleyen çiçekli kaldırımları ile San Francisco’nun bir diğer simgesi (daha çok var!) Her inilen yokuşun bir the dunesde çıkışı vardır ya… işte tam burası. Bu sefer “Russian Hill”e çıkılıyor. Armisted Maupin’in “ Tales of the City” adlı romanında sözü edilen merdivenler bulunup biraz soluklanılıyor. Bir şekilde tekrar Chinatown’a çıkılıyor. Şehri aydınlatan ışıklar bugünkü geziyi toparlamanın zamanın geldiğini işaret eder gibi. Muni ile tekrar Josh’ın evine doğru geri dönülüyor. Ama yol üzerindeki “Milano Pizza”da günün kaybedilen kalorilerini geri alabilmek için duruluyor (Pizza ve Salatası gayet başarılı). Fazla yemiş olmanın pişmanlığını hafifletmek için “Biz 40 blok rahat yürürüz!” düşüncesi belki de günün en gereksiz hareketi…

Geriye kalan dolu dolu bir 10 gün;
reflectionsÇok yürümeli yoğun geçen İlk günkü aç gözlülüğün vermiş olduğu doyum (ya da yorgunluk) sonraki günlerde yerini daha planlı ve dengeli bir gezme isteğine bırakıyor. Pasifik Okyanusu kıyısına 1 blok uzaklıktaki Josh’ın evinden sahile inilerek kıyı boyunca yeşilikler içinde devam eden “Coastal Trail” yürüyüş yolu takip ediliyor. Bir saatlik bir yürüyüş sonunda “hazır olun!” San Francisco’nun en önemli simgesi “Golden Gate Bridge” e ulaşılıyor. İntihar olaylarının yaşanıyor olması (Boğaziçi Köprüsündeki kadar sık olmasa da !) yayaların köprüyü kullanma haklarından mahrum olmalarına sebep teşkil Tankut and Brady's Hairetmiyor. Bu hakkı kullanılıp köprünün orta noktasına kadar yürünüyor ve iki kıyıya da aynı mesafeden bakmanın tadına varılıyor.
San Fracisco’nun orta yerindeki kentin akciğerleri (çok klişe oldu sanki #!$?*) “Golden Gate Park” ve içinde yer alan botanik bahçe ile özel Japon bahçesinde geziliyor. 60’lı yılların sonunda çiçek çocukların evlerinden kaçıp komün hayatı yaşamaya geldikleri yer işte tam bu park ile “Haight Street” in kesiştiği bölgede. Ama günümüzde cafeleri, restorantları ve özellikle de bir müzik severin ölmeden ziyaret etmesi gereken (bitmek bilmeyen blues arşivi ve hiç umulmayacak türkçe albümler “ÜçHürel vb.”) Amoeba Records müzik mağazası ile daha meşhur “Haight Street”.
San Francisco’da geçirilen günlerde Amy’nin arkadaşları ile de görüşme fırsatı bulundu. Tren ile biraz güneye gidilip Chris eşi Todd ve kızları Ellie ile güzel bir gün geçirildi. Amy’nin Türkiyeden arkadaşı Tankut ve oğlu Brady ile birlikte feribot ile San Francisco’nun karşı kıyısındaki sayfiye yeri “Sausalito” ya brunch’a gidildi. Dönüş yolu üzerinde meşhur “Alcatraz” hapisanesinin yakınından geçilerek bir diğer simgeyi görmenin haklı gururu yaşandı.

Tüm bunlar yaşanırken, San Francisco’nun bize göre en önemli simgesi “YEMEK” e özel bir bölüm ayırmamak haksızlık olurdu.

  • Java Beach Café: Okyanus kıyısındaki bu cafede kahvaltı etmenin ve farklı kahveler tadmanın keyfi birChocolate pudding at Alembic başka.
  • Burma Superstar: Burma ve Güney Asya yemekleri özellikle de “Rainbow Salad” ve “Vegetarian Samusa Çorbası” müthiş.
  • Milano Pizza:  Restoranın dışına sızan sıcak pizza kokusunun peşine takılıp içeri girmemek imkansız…
  • New Ethiopia Restaurant: Turgay’ın ilk defa, Amy’nin yeniden keşfettiği Etiyopya ve Eritrea mutfağı……Hararetle tavsiye edilir.
  • Ton Kiang for Dim Sum: Herşeyin tadına bakmak isteyince fenalık geçiriyor insan. Seçim için teşekkürler Josh!
  • Alembic: Gerçek çikolata ile yapılmış pudinge az okyanus tuzu ilave edin, üzerine alkolde bekletimiş kirazları ekleyin ve soğuk servis edin! Dünyanın öteki ucundan kalkıp bunun için yine gelinir…
  • Magnolia: Loş ve çok keyifli bir ortam. Espresso severler “Cole Porter” birayı denemeli.Miette's Candy Shop
  • Arizmendi: Çalışanlarının ortak olduğu Kooperatif Pastahane. Çok tehlikeli……
  • Miette Çikolata, Cookie, Cake …. Uzak durmak gerek….
  • NOLA Palo Alto CA: House of Blues’un sadece restaurant olanı… New Orleans yemekleri ve ambiansı.
  • Red Mango: Nefis yoğurt dondurması. Bizim aklımıza neden gelmez böyle şeyler?

San Francisco’daki uzun ve lezzetli konaklamamız boyunca evlerini bize açan Josh, John ve Glen’e , özellikle de mükemmel restorant seçimi ve tavsiyeleri için Josh ve Chris’e teşekkür ederiz.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

18th August 2008

Usa – PORTLAND

our hosts and TurgaySon anda plana eklenen Portland tren istasyonuna öğleden sonra ulaşılıyor. Yılın en sıcak günü olması planlanan bir şey değil, tamamen şans. Turgay internet café yada otel bulmak için yakın yerlere göz atmaya gidiyor. Bu arada Amy bir iki telefon görüşmesi sonunda wading oneonta gorgePortland da yaşayan eski öğretmeni ve teyzesinin en yakın arkadaşı Betsy Teyzeye ulaşıyor. “Bizde kalacaksınız!” ısrarlarına karşı konulamıyor. Aunt Betsy kızı Kate ve eşi Bruce ile birlikte yaşamakta. (Fotoğrafçı Bruce, 1976 yılında çekmiş olduğu BB King fotoğrafını düğün hediyesi olarak vermiş, biz de onu BB King’e imzalatma şansını bulmuştuk bknz “Blues Haccı”)

Hafta sonu lezzetli bir pancake kahvaltısı ile başlıyor. Kate, Bruce, arkadaşları Pauley ile birlikte Columbia nehri, ormanlar ve sayısız şelale ile çevrili yemyeşil Portland’ın doğal güzellikleri dolaşılıyor gün boyunca. Soğuk su ve devrilmiş tomruklara rağmen Oneonta Kanyonunun içlerinde ilerleniyor ve öğle yemeği yeniyor kanyonun nemli ve serin taşlarına oturarak.

Betsy gets ready to drinkBetsy Teyze’nin de katıldığı Pazar gezmesi daha sakin geçiyor. Downtown Portland’a inilip local sanatçıların çalışmalarını sergiledikleri market ziyaret ediliyor. Birbirinden farklı çalışmalar ilgi çekiyor. Özellikle de Spoonman’in tasarımları. Şehrin en eski Brewery Restorantlarından birinde farklı biraların tadına bakılıyor yemek eşliğinde. Betsy Teyze’nin ısmarladığı yemeğin ve biraların tadı damaklardaki yerini uzun süre muhafaza ediyor.
Portland da geçirilen plan dışı bu keyifli haftasonunun sonuna geliniyor. Greyhound otobüse binip uzun bir gece yolculuğu ile San Francisco’ya ulaşmak şimdiki hedefimiz.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

16th August 2008

Usa – SEATTLE

The MarketSeattle Amy’nin üniversiteye gittiği, çalıştığı ve hayatının 5 yılını geçirdiği müziği ile meşhur (Jimi Hendrix, Kurt Cobain, Pearl Jam vb.) ama kasvetli hava durumu ile yerel halkı tarafından pek sevilmeyen Amerika’nın önemli şehirlerinden biri. Yine couchsurfing aracılığı ile konuksever Allen ve beagles cinsi iki köpeğine misafir olunuyor.

Seattle’da geçirilen 3 gün boyunca şehrin görülmeye değer yerleri görülüyor, dost ziyaretleri yapılıyor. Bruce Lee ve Brandon Lee’nin mezarları ziyaret ediliyor ve üstadın dediği “su gibi ol!” sözü düşündürüyor. Turistlerin ve yerli halkın gözdesi; balıkçıları, organik ürün dükkanları, çiçekçileri ve cafeleri ile ünlü “Pike Place Market”geziliyor. İlk açılan Starbucks’a uğranıyor, tercih edilmese de kahve içmeden çıkılmıyor. Seattle iklim bakımından en güzel günlerini yaşamakta. Bu fırsat kaçırılmıyor ve yürüyerek “Olympic Sculpture Park” a gidiliyor. “Space Needle” gölgesinde birbirinden farklı heykelleri barındıran, yakın zamanda tamamlanmış bu açık hava “Heykel Park” ı daha uzun gezilmeyi hak ediyor. Deniz kıyısından yürüyerek Seattle’ın ilk kurulduğu bölge olan “Pioneer Square” e ulaşılıyor. Amy’nin favori kitapçısı “Eliot Bay Book Store”a uğranıyor, kitap labirentleri arasında kaybolunuyor. Bir zamanlar Kuzey Amerika’nın en yüksek binası ünvanına sahip the needle at sunset“Smith Tower”ın en üst katından tüm Seattle’a şöyle bir bakılıyor. “Space Needle” arkasından batan güneş “Capital Hill” in ara sokaklarında yere oturarak ve mahalleli ile muhabbet ederek izleniyor. Seattle’ın ender rastlanabilecek mükemmel günlerinden birine (Amy’nin dediğine göre) tanıklık ediliyor.

Ertesi sabah Seattle’dan trene biniliyor ve Kelso Washington da Amy’nin yakın arkadaşı Amanda ve kızı Arielle’e uğranıyor. Birlikte yenen öğle yemeğinden sonra tekrar trene biliniyor ve Portland’a doğru yola çıkılıyor.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

6th August 2008

Usa – BELLINGHAM

Merrilee cokks crabsBir haftalık yorucu ama bir o kadar heyecanlı ve eğlenceli Kanada Heli-Hiking macerasının ardından Merrilee’nin (Biz Mom diyoruz ama bu bölümde Merrilee olarak anılacak) Bellingham Washingtondaki evinde bir süre misafir olunacak. Kanada’dan yaklaşık 7 saatlik bir araba yolculuğu sonunda Amerika’nın en kuzey batısındaki şehri Bellingham’e ulaşılıyor. Merrilee’nin yaz aylarını geçirdiği, şehrin 30 dakika dışındaki 10 dönümlük orman içinde yer alan bu güzel, sessiz ve huzurlu evi Orta Amerika ve Kanada seyahatlerinin ardından ve Pasifik seyahatine başlamadan önce çok rahatlatıcı bir mola olacak.

Bellingham önceleri klasik bir Kuzey Amerika kasabası iken son 10 yılda çok hızlı büyüyerek şehirleşme kurbanı olan ama şehir merkezindeki kendine özgü tuğla binalarını koruyarak karakterini bugünlere taşıyabilmiş çok büyük bir kasaba.Luna and the road

Bellingham’deki huzurlu 10 gün boyunca Merrilee’nin akıllı köpeği Luna (Avustralya çoban köpeği) ile oynanıyor bol bol. Bellingham ve daha da eski Fairhaven kasabasına gidiliyor sıkça. “La Vie en Rose Bakery” ve “Colophone Café” en çok tercih edilen lezzet noktaları. Birlikte akşam yemekleri hazırlanıp Beijing Olimpiyatları izleniyor büyük bir keyif ve hayranlıkla (özellikle açılış töreni). Amy ve Turgay, Merrilee’nin arkadaşları için “Soğuk Yoğurt Çorbası”, “Coban Salata“, “ Ispanaklı Börek” ve “ Hünkar Beğendi” den oluşan özel bir Türk Mutfağı gecesi hazırlıyor, misafirler de beğeniyor. Ertesi gece de Merrillee nefis bir yengeç sofrası kuruyor.

Yemek ve spor dolu günler (tv’de olimpiyatları izlemek) çok uzun sürmüyor. Gidilip görülmesi gereken yerler, sipariş verilip tadılması gereken yemekler ve o anda orada bulunup tanık olunması gereken daha bir çok şey var. Bellingham’deki son gün Luna ile birlikte II.Dünya Savaşı sonrasında yapılmış olan “Whatcom Falls Park”ta geçiriliyor. Turgay’ın hep filmlerde gördüğü tazı amblemli metalik Greyhound otobüsüne binerek bir sonraki durak Seattle’a doğru yola çıkılıyor.
Misafirperverliğin için de teşekkürler Merrilee…

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

5th August 2008

USA

gezelim_gorelim_usa_tr by you.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

3rd August 2008

Canada – BOBBIE BURNS / BUGABOOS

heli-overTemmuz ayının son günleri olmasına rağmen sabah saatleri ince kıyafetlerle geçiştirilemeyecek kadar soğuk Kanada’nın bu bölgesinde. Tüm aile Banff’tan yaklaşık 1 saat uzaklıktaki dağlarla çevrili boş alanda rehberlerle birlikte beklemekte. İlk önce beklenen ses duyuluyor, ardından da sesin kaynağı olan Bell 206B Jet Ranger model helikopterin kendisi görülüyor. Ailenin büyük bölümü 10 yıl önce aynı deneyimi yaşamış Turgay, Mark, Patty, Teyze Cynthia ve Aiden’ın ilk tecrübeleri olacak. Tecrübeli “Canadian Mountain Holidays” Bobby Burns Lodgerehberlerinin ve pilotun verdiği kısa ama gerekli brief’ten sonra gruplar halinde helikoptere biniliyor. Helikopter havalanmaya başlayınca Rockie Dağlarının önce çam ormanları ile kaplı eteklerini, ardından karla kaplı zirvelerini teker teker geçerek ilk üç günün geçireleceği “Bobbie Burns Lodge” a ulaşılıyor.
Canadian Mountain Holidays” uzun yıllar önce kurulmuş, kış aylarında Heli-Skiing, yaz aylarında da Heli-Hiking adventure turizminde çok deneyimli ve profesyonel bir ekip. Kötü hava şartlarından daha az etkilenen vadilere kurululan Lodge’larda her türlü konfor düşünülmüş. Hiking sonrası yorgunluğu gidermek için açık hava jakuzileri, sauna ve masaj odaları, boş zamanları değerlendirmek için oyun salonu, kapalı alan tırmanış duvarı, bölge dağcılığı hakkında küçük müze, sabah jimnastiği için fitness salonu, acıkan karınları doyurmak için nefis yemekler ve tabiki tüm bu deneyimi daha da mükemmel kılan güler yüzlü, yardımsever Along the ridgeve cana yakın CMH ekibi.
Bir hafta boyunca Bobbie Burns ve Bugaboos adlı iki farklı lodge’da konaklanılıyor. Rutin bir gün sabah 7 de jimnastik ve ısınma hareketleri ile başlıyor. Mükellef bir kahvaltı sonrasında öğle yemeği niyetine mükemmel bir kumanya çantası hazırlanıyor. Günün programı ile ilgili brief’ten sonra tercih edilen tırmanışa göre gruplar ayarlanıyor. Sırası gelen grup helikopter pistinde tüm kıyafet, çanta ve ekipmanı ile birlikte hazır bulunuyor. Helikopter, grubu tırmanışın başlayacağı noktaya sağsağlim ulaştırmakla mükellef. Sonrasında grup rehberleri önderliğinde tırmanışa başlanıyor. Tırmanışın sırasında molalar verilip yavaş yavaş kumanyalar tüketiliyor. Gün içerisinde helikopter tırmanışın gidişatına göre grupları bir bölgeden diğerine taşıyor. Akşam üzeri sonlanan yürüyüşün ardından helikopter aldığı gibi sapasağlam bir coming acrossşekilde konaklama noktasına bırakıyor grupları. Yürüyüşün yorgunluğu açık hava jakuzisinde hafifletiliyor, saunada yok denecek hale getiriliyor, lobide içilen sıcak kahve ile de tamamen ortadan kaldırılıyor. Ama açlığı sadece zil ile başlayan nefis akşam yemeği giderebilir…
7 gün boyunca birbirinden farklı bölgelerde ve farklı zorluk derecelerinde tırmanışlar yapıldı. Amy ve Turgay’ın en zorlu ve en etkileyici bulduğu ikinci gün Josh, Hillary, Katie, Dan, Pam ve rehberlerimiz Bruce ve Karl eşliğinde yapılan Via Ferrata tırmanışı oldu. Birinci Dünya Savaşı sırasında askeri birliklerin İtalyan ve İsviçre Alplerini geçebilmeleri için geliştirilen asma köprüler, çelik halatlar, portatif basamaklar ve tırmanışı kolaylaştırıcı elemanlardan oluşan ve zorlu tırmanışı daha güvenilir bir hale getiren “Via Ferrata” son yıllarda macera tırmanışı için popular bir yöntem olmuş. “Tüm güvenlik önlemleri alındıktan sonra geriye sadece tırmanmak kalıyor” demek biraz alaycı bir yaklaşım olur. Çünkü ne kadar da güvenli şekilde bağlı olunsa da kayalık bir yamaca tırmanırken 1500 mt aşağıya bakmak ice caveçok da güvenlik hissi uyandırmıyor insanda. Ama tırmanış sonunda zirveye ulaşmak en büyük ödül. (Tırmanış sonunda Amy ve Hillary’nin dizlerindeki renk değişimini görmek için bakınız slide-show)
Bobbie Burns’deki son gün tırmanışı dev Colombia buzulu yakınlarında başlıyor. Buzun etkileyici görüntüsüne yakından tanık olmak için nehir kıyısına inilip etkileyici buz mağarasının yanında öğle yemeği (kumanyalar) yeniliyor. Günün ikinci yarısında ise tüm aile ile birlikte orman içinde uzun ama keyifli bir yürüyüşe çıkılıyor. Yürüyüş sırasında yolumuzun üzerinde bulunan dağ çileği tarlasında verilen mola çoook lezzetli. “Zipline” denen çelik halatlar yardımı ile yapılan nehir geçişleri bu bölümün en etkileyici kısmı.frozen smiles
Bugaboo Lodge’a geçilen gün çok zorlu başlıyor. Helikopter tüm aileyi “Grizzly Ridge” adlı çok yüksek, karlı, rüzgarlı dolayısıyla soğuk bir tepeye bırakıyor. Değil çocuklar büyükler bile yürümekte zorlanıyor. Bir süre sonra helikopter daha alçak ve sıcak bir vadiye bırakıyor tüm aileyi. Yürüyüşün ilerleyen safhalarında bizim grubumuzu görünce kaçmaya başlayan Grizzly Bear ve 2 yavrusu (Kuzey Amerika Gri Ayıları aç olduklarında pek de cana yakın olmamaları ile ün yapmışlardır) bugünün önemli olayı olarak kayıtlara geçiyor.
Bugaboo Lodge çocuklar için özel aktiviteleri, muhteşem manzarası ve son gün keşfedilen tırmanış duvarı ile herkese çok keyifli anlar yaşatıyor. Amy, Hillary, Katie ve Turgay tırmanış duvarında başarılı olurken Amy ve Hillary bunu alışkanlık haline getiriyor dönüş anına kadar.

– Heli-Hiking Heliday 2008 –

Öncelikle tüm CMH (Canadian Mountain Holidays) çalışanlarına, bu tatili çok eğlenceli ve keyifli hale getiren rehberlerimiz Bruce, Karl, Jasper, Paul, Mikey ve Mary Beth’e, çok tecrübeli helikopter pilotlarımız Simon(akrobatik pilot) ve Don’a, özel “Family Ties” tshirtleri için Cynthia’ya (teyze) bir kez daha teşekkür ediyoruz.
Özel teşekkür bölümünde ise tüm aileyi bir araya getirip böyle sıra dışı bir tatili yaşamamıza fırsat verdiği için Merrilee’ye (Biz MOM diyoruz), 10 yıl önce bu aile tatili geleneğini başlatığı için Freddy Kullman’a (Amy’nin “İkinci Babası”) çooook teşekkür ederiz.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

27th July 2008

Canada – CALGARY / BANFF

peeking out1988 Kış Olimpiyatları ile ünlü Calgary şimdilerde çevre bölgelerdeki petrol araştırmaları nedeniyle yoğun bir göçün etkisi altında, nüfus hızla artmakta, dev inşaat projeleri şehrin dört bir yanında ama Calgary hala temiz, hala sakin ve güzel görünmekte. San Jose’den havalanan uçağımız Dallas aktarmalı olarak Calgary’ye akşam olmadan ulaşıyor. Calgary’de ilk defa olarak Couchsurfing yöntemi ile konaklanılacak. Daha önce İstanbul da bizim konuklarımız olmuştu, sıra bizde… (detaylı bilgi için www.couchsurfing.org web sitesini ziyaret edebilirsiniz.) Ev sahiplerimiz Jenni ve Greg’in evi şehir merkezinin hemen dışında heryere yürüyerek ulaşma mesafesinde çok nezih bir bölgede yer almakta. 100 yıl önce kurulan summer in Calgaryşehirde tahmin edildiği gibi ziyaret edilebilecek tarihi yerler bulunmamakta. Calgary ‘i güzel ve yaşanabilir kılan ise gökdelenlerle dolu şehir merkezine rağmen çok geniş bisiklet yolları, büyük parkları ve nehirle çevrili nefes alan bir şehir olması.
Calgary’deki 2 gün boyunca yürüme vasıtasiyle Olympic Park, popülar Uptown 17th Avenue, küçük Chinatown, huzurlu Prince Island Park gezildi. Şansımıza aynı tarihlerde Prens Adası içinde Folk Müzik Festivali var. Biletler pahalı olduğundan küçük bir araştırma sonunda “Beleş Tepe” bulunuyor ve “Carolina Chocolate Drops” konseri izleniyor.
artistic visionCalgary’deki son akşam evsahibimiz Jenni ve couchsurfer arkadaşı ile downtown’daki Cowboy/Rock bara gidilip bişeyler içiliyor, muhabbet ediliyor couchsurfin ve Calgary hakkında. Ertesi sabah çok erken saatlerde Jenni bizi havalanına bırakıyor, Heli-Hiking seyahatine başlayacağımız Banff’a gidecek olan shuttle’a yetişmek üzere. Misafirperverlikleri için teşekkür ederek Banff’a doğru yola çıkılıyor.

Tam anlamıyla bir turizm kasabası Banff. 19. Yüzyılın sonlarında kurulan kasabaya önce demiryolu 1912 yılında da karayolu ulaştıktan sonra büyümeye başlayan kasaba artık en az Orta Amerika’daki şehirler kadar büyük ve kalabalık. go slowZümrüt yeşili dağlar ve nehir ile çevrelenmiş Banff Kanadalı ve Amerikalı turistlerinin popüler uğrak noktası haline gelmiş son yıllarda. Banff ve civarında yapılabilecek çok fazla aktivite olmasına rağmen burada bulunmanın asıl amacı Amy’nin aile üyeleri ile buluşmak. Öğle yemeğinden ve Banff’ta yapılan kısa bir gezintiden sonra Amy’nin (erkek kardeşi) Josh, (annesi)Merrilee, (teyzesi) Cynthia, (ablası) Hillary, (Kaynı) Victor, (yeğeni) Aiden, (kuzeni) Mark ve Patty, (yengesi) Katie, (yeğenleri)Abigail ve Juliet ile buluşuluyor. Hep birlikte yenen akşam yemeğinden sonra ertesi sabah başlayacak olan “Ailece Heli-Hiking” macerası için hazırlıklara başlanıyor.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

24th July 2008

CANADA

gezelim_gorelim_canada_tr by you.

posted in Kategorilenmemiş | 0 Comments

  • Sırasıyla Gidersek!

  • [kml_flashembed movie="http://whatwilltheyfind.com/wp-content/themes/silver-lexus-08/program.swf" height="210" width="160" /]
  • Bak Ne Bulduk!

  • Bak Ne Bulduk!

  • Gel Gör Ki!

  • Dünya Hali

  • Kim Gelmiş?


  • BiHaber Olma!